1 Mayıs ve Yan Etkileri

1 MayısAslında  yazıp yazmama konusunda çok düşündüm. Yazmayacaktım 1 Mayıs hakkında; çünkü ülkemizde bu tür kutlamaların layıkıyla yapıldığını düşünmüyorum. En azından bir kesimin bu tür kutlamalara gölge düşürdüğünü gördüğüm için yazmak istemiyordum. Ama baktım ki 1-2 blogta bu konuya yorum yazmışım dedim öyleyse kendi blogumada bir şeyler yazayım. Dün 1 Mayıs’tı İşçilerin ve Emekçilerin Bayramı. 1 Mayıs baya bir hareketli geçti işçiler, emekçiler, eski bakanlar, yeni bakanlar ve medya için. Memurlar içinse çok hareketsiz geçti kanımca.

Aylar öncesinden tartışmalar başlamıştı Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılıp açılmaması hakkında. 1977 senesindeki 1 Mayıs kutlamalarında yaşananların unutturulmaması için Taksim’de toplanmak istiyordu emekçiler. Hayatlarını kaybeden yoldaşlarını orada anmak için. 1 Mayıs’ta Taksim’de buluştu Emekçiler ve yıllar sonra orada kutladılar 1 Mayısı’ı.

Neden Taksimi açmak istemiyorlardı büyükler acaba? Çünkü yine bir facia olmasından mı korkuyorlardı bilinmez ama facia yaratmak isteyen insan her halükarda bunu yapabilir. Başka bayramlarda, polis günlerinde, yıl başı kutlamalarında  Taksim meydanı kutlamalara açılırken 1 Mayıs’ta açılmaması saçmalık olacaktı ki açtılar. Ha bana sorarsanız her hangi bir kutlama için Taksim meydanının açılması çokta önemli değildir. Hatta açılmasa daha iyi olur; çünkü oradaki esnafın işlerine sekte vurulduğu gibi pek çok kendini bilmez tarafındanda dükkanlar zarar görüyor böyle durumlarda.

Dünde bunun en acı örneğini gördük. Kendini bilmez, hayatlarında bir iş tutturamamış, emek hırsızı provatörler yine meydanlardaydı ve emekçilerin gününde pek çok emeğe saygısızlık ettiler. Suratlarını gösteremeyecek kadar korkak olan ve çevreye zarar veren bu insanlar nasıl olurda bu derece kendinden geçerler. Kimdir bunların beyinlerini yıkayanlar? Yazık, sadece yazık. Ne hakla gidip bir bankanın camını kırarlar, dükkanlara zarar verirler, kaldırımları yerle bir ederler, anlam veremiyorum. Sözüm ona hepsi SOLCUdur bunların; ama bana sorarsanız hepsi birer Faşisttir. Topluma ve toplum değerlerine zarar veren herkes gibi!

Ne düşüncede olursa olsun binlerce insan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününü kutlamak için meydanlarda toplandı. Önceden büyük oranda sol görüşlü insanlar oradayken artık, emeğin önemini anlayan herkes oralardaydı. Çünkü bu bir siyasi başkaldırış, siyasi direniş, siyasi obje olmamalıydı. Bu emeklerin arandığı, kutlandığı bir gün olmalıdır, her şeye rağmen.

Ben ne mi yaptım bugün? Pek çok memurun yaptığını yaptım, YATTIM. Çünkü bugün bizlere tatil verildi. Bulunduğum ilçede eminim bir yürüyüş olmuştur; ama ben gitmedim. Büyükşehirde olsaydımda gitmezdim. Ama gidip adam gibi kutlamasını yapanlarada lafım yok. Herkes dilediğini yapabilir, diğer insanlara zarar vermediği sürece. Yani o kendini bilmezler gibi olmadıkları sürece.

Bugün ayrıca pek çok bakan değişti. Kabinede köklü bir değişiklik yaşandı. Genel anlamda bakınca bir önceki bakanlar kabinesinden milletvekili seçildiği ilin Belediyesi kaybedilen bakanlar görevlerinden alındı ve yerlerine başkaları getirildi. Bizi en çok ilgilendiren Milli Eğitim Bakanlığı’na ise Nimet ÇUBUKÇU getirildi. Eskiden Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olan Nimet ÇUBUKÇU. Şaşırdım, gerçekten şaşırdım; ama burası Türkiye her şey olur burda. Bakalım eğitim dünyası için neler olacak ülkemizde.

Ayrıca kabine değişikliği neden 1 Mayıs’ta duyuruldu bilmiyorum. Resmi prosedür mü öyleydi, yoksa 1 Mayıs haberlerini medyada bastırıp bu değişiklikleri ön plana çıkarmak mı, burası muallak.

Acısıyla tatlısıyla bir 1 Mayıs son buldu, hakkını arayanlar, hak arıyormuş gibi görünüp insanların haklarına tecavüz edenler, yeni yeni bakan olanlar, tembel tembel yatan memurlar ve bir oraya bir buraya koşuşturan medya mensupları…

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü; işini layıkıyla yapan, emek hırsızlığı yapmayan, kul hakkı yemeyen, insanların haklarına tecavüz etmeyen herkese kutlu olsun. Ve de yeni Bakanlara. :D

2 Yorum Yapılmış (Bir Yorumda Sen Yaz)

  1. Ben, “emek hırsızı provakatörler” diye nitelendirdiğin kişilerden bahsedeyim biraz. Televizyondan izleyince oldukça iticiler değil mi? Yüzleri kapalı, ellerinde taş… Hatta bazıları işi abartıp, polise demir bilye bile atıyorlarmış. Sapanları filan varmış. Evet, televizyondan izleyince böyleler. İğrençler. Ama unutmayalım, vurgulayarak söylüyorum ki “televizyondan izleyince.” Yani bir anlamda, televizyondan yansıtılınca… Doğan Hocam, sen evde yatmayı tercih ettiğin için, ancak televizyondan yansıtılanlarla yetinmek ve onu almak zorundasın. Bu nedenle, seni içerlemiyorum elbette.

    Şimdi hayal kuralım. Televizyonlar bize farklı sunsun her şeyi. O “emek hırsızı provakatörler”, meşru haklarını kullanıyor olsunlar mesela.

    “1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlamak isteyen işçiler, memurlar ve öğrencilere polis sert müdahalede bulundu. Ara sokaklarda kıstırdıkları göstericilere karşı çok yoğun kimyasal gaz kullanan polisler, yakaladıkları kişileri de ölesiye dövüp, birçok kişinin yaralanmasına sebep oldular. Tazyikli suya maruz kalan eylemciler, metrelerce uzağa fırlatıldı. Boyalı su ile işaretlenip, yol ortasında gözaltına alındı.

    Polis iki kişiyi boş arazide ölesiye dövdü. 2 kişinin önce ellerini kelepçeleyen polisler, daha sonra demir sopalarla dövdü. Yakın mesafeden gaz sıkılan göstericilerin, kafasından kanalizasyon suyu döküldü. Birisinin bilinci kaybolunca, polis ikisini de bırakıp kaçmak zorunda kaldı. Söz konusu iki kişi, ne illegal bir örgüte mensup ne de teröristlerdi; seçimlere giren bir partinin, iki üyesiydiler.

    Polisin tüm bu olağandışılığına karşı, Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen kişiler, kendilerine kimyasal gaz ve plastik mermi atan polislere, sadece taş atabildiler. Neden Taksim Meydanı’nın kendilerine açılmadığını anlayamayan bazı göstericiler yüzlerini kapattılar. “Neden yüzünüzü kapatıyorsunuz?” sorularına, polisin teşhis yapıp evleri bastığını söyleyen göstericiler, “Hem kendi meydanımıza girmemize izin vermiyorlarlar, hem de burda olduğumuz için sabahın bir körü evimizi basıp yıllarca hapis yatmamıza sebep oluyorlar” dediler.

    Kısacası, bu yıl yine iki eşit olmayan tarafın mücadelesi vardı Taksim’de. Bir tarafta coplarla, kimyasal gazlarla, tazyikli ve boyalı sularla işçi ve emekçilere saldıran polisler; diğer tarafta, bu tehlikeli saldırılara karşı taş atarak kendilerini korumaya çalışıp bu durumu kendilerince meşru gören göstericiler.

    Bilmem ne haber”

    Evet Doğan Hocam. Böyle bir haber izleseydin şaşırırdın değil mi? Çünkü alışığız, yanlı haber izlemeye. Yaralanan göstericilerden bahsedilmez, şu an hastanelerde ölüm tehlikeleri yaşayanlardan bahsedilmez, kolları bacakları kırılan Eğitim-Sen’li öğretmenlerimizden bahsedilmez. Gel gör ki tek izlettirilen göstericilerin attığı taşlardır. Hiç Kimyasal gazın tadına baktın mı? Zehirlendin mi? Gözlerin yaşardı mı? Hiç “İnsana yönelik kullanılmaz” uyarıları bulunan gazları soludun mu?

    Keşke Taksim’de olabilseydin. Televizyondaki öcülerin, sadece televizyonda bize öyle gözüktüğünü anlardın. Büyük harflerle “YATTIM” demişsin; katılıyorum hocam “Yatmışsın” hem de öyle böyle değil.

    Sevgiyle!

    1. Günay Doğan on Mayıs 2nd, 2009 at 23:52
  2. Yıllardır Polis ve Sol görüş arasındaki tutum ortadadır. Haklısındır yazıklarında medya istediğini gösterir televizyonlarda ve insanlar gördüğünü alır. Pek çok açıdan bakılabilir bu konuya; ama bence böyle direnmek hala çözüm değildir, hatta daha fazla ezilmeye, dövülmeye itecektir insanları.
    Durduk yere bir Polis gelip kişiyi dövüyorsa elbette kişi hakkını aramalıdır, bunu aramanında pek çok yolu vardır. Hala bu yolları kullanmadan dövüşmek saçmalıktır. Ayrıca Akbankın suçu neydi bu olayda? Ya da kaldırım taşlarının? Ya da neden benin kızdığım bu kişilerin ceplerinde sapan vardı?
    Bazı insanlar oraya gerçekten olay çıkarmak için gitti bence, bazıları ise haklarını savunmak için. İşte orada haklarını arayan bazı kişilerde bence o kendinizi bilmezler yüzünden şiddete maruz kaldı.
    Ülkemizde hala nasıl hakkımızı arayacağımızı bilmemek acı verici, ya da hak ettiğimiz hakkın verilmemesini.
    Ateş olmayan nerden duman çıkmaz, olaylarda kendiliğinden başlamamıştır.
    Dediğin gibide çok zarar gören insanlar vardır belkide, umarım en kısa sürede iyileşirler ve bu aldıkları zararları kanıtlarıyla beraber hukuki boyuta taşırlar.

    2. Doğan on Mayıs 3rd, 2009 at 00:04

Yorum Yapalım

Yorumunuz onaylanırsa, bu e-mail ile yapacağınız yorumlar her zaman onaylanacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*
*