2012 Filmi, Askerlik Yaşantıları vs vs vs

UnknownAskere geldim geleli 4-5 kez sinemaya gittim. Aslında bir askerin çarşı iznini sinema ile öldürmesi çok saçma geliyor ama insan film izlemeyi sevince çarşısını sinema ile öldürerek kendini ödüllendirmeden duramıyor. Dün vizyona yeni giren “2012″ filmine gittik. GeçtiÄŸimiz haftalarda da gündeme taşınan “Mayalara göre dünyanın sonu 2012 yılında gelecek!” saptamasından esinlenerek çekilmiÅŸ film izlenesi bir film olarak oy aldı benden. Amaelbette insanın aklına takılan ÅŸeyler olmuyor deÄŸil. Elbette filmi izlediÄŸinizde görsel efektlerin filan çok iyi olduÄŸunu anlayacaksınız. Filme girmeden gözümüzde filme karşı bir antipati oluÅŸtuki o da filmin Türkçe seslendirilmiÅŸ olmasındandı. Filmi izlemeye baÅŸladığımızda seslendirmenin gerçekten kötü olduÄŸunu iÅŸittik. Aslında bu bizim filmi izlediÄŸimiz sinemanın (İskenderun Site Sineması) yetersizliÄŸinden de kaynaklanıyor olabilir. Her ÅŸeye raÄŸmen filmin kendi dilinde ve alt yazılı izlenmesi daha iyi olurdu bize göre.

Filmden çıkınca filmin sonunun çok ütopik olduÄŸunu, bildiÄŸimiz “Nuh’un Gemisi” hikayesinin uygulanmış olduÄŸunu söyledim arkadaşıma. Zaten bugünde bir gazetede filmle ilgili şöyle bir cümle vardı “Nuh’un Gemisinin Kapitalizm İle BirleÅŸmesi”.  Yani kıyamet kopuyor ve bir avuç insan (dünya nüfusuna oranla) bu kapitalist gemiler sayesinde hayatta kalıyor. Vay Canına!

Konuyu çok bilmiyorum; ama kıyamet günü taÅŸ üstünde taÅŸ kalmayacak, tek bir nefes alan canlı kalmayacak deÄŸil miydi? Öyleyse bunlar nasıl hayatta kaldı? Tanrıyı mı yendi ÅŸimdi bunlar? Oha diyesim geliyor. Oha!! Tabi ben yanlış biliyorsam oha mı geri alıyorum pikaçumsu bir tebessüm fırlatıyorum…

Filmi bir kenara koyalım, gelelim asıl filmimize. Askerlik! Tüm hızıyla devam ediyor şafaklarımız atmaya. Bugün 63 diyoruz ve Şanlıurfalı bir arkadaşımızın (İbrahim) üstünde küçük bir tur atıyoruz. Daha nice şafak atlatmalara.

Alayda acemi asker kalmadığı için kantimizde zaman geçmek bilmiyor. Gelen müşteri sayısı bir elin parmaklarını zor geçiyor bu aralar. Ama olsun kitap okuyarak, bulmaca çözerek zamanı değerlendiriyoruz. Yoksa kitap okuma alışkanlığımı edineceğim ne!

Peki ne mi okuyoruz? Zaman zaman okumalarımız bölündüğü için, kafamız zart zurt farklı anılara daldığı için daha çok roman okuyoruz. Mesela Jean-Christophe Grange’ın Kurtlar İmparatorluÄŸu, TaÅŸ Meclisi ve Kızıl Nehirler’i. Gerçi filmleri bile çekilmiÅŸ kitaplar; ama filmlerini izlemediÄŸim için okuyasım geldi okudum gitti. TaÅŸ Meclisi’nin sonunun abartılı olduÄŸunu düşündüm ve azıcık hüsrana uÄŸradım; ama diÄŸer iki kitap alkışlanır.

Zülfi Livaneli’nin herkesin hayalini kurduÄŸu bir adada emekliliÄŸini doya doya geçirmenin güzelliÄŸinin bir darbeci ile nasıl bozulduÄŸunu anlattığı “Son Ada”sı ise okurken büyük keyif aldığım bir eserdi.

Åžu anda Halit Hüseyni’nin Bin MuhteÅŸem Güneş kitabıyla keyifli dakikalar geçiriyorum ki tavsiye ederim…

Bakalım askerlik bitince bu adam okumaya devam eder mi yoksa “Bu satten sonra ben mi kitap okuyayım Kamillll!” der. Zaman gösterecek.

Az önce ki paragrafta yer alan “Bu saatten sonra” ve “Kamil” söylemleri her gün en az 50-60 cümlemizde yer aldığı için manyaklaÅŸtığımız onaylanmıştır; ama elden ne gelir…

Helin AvÅŸar’ın son köşe yazısı deÄŸilde bu köşe yazısı için röportaj yaptığı kiÅŸi (ismi neydi unuttum) ile çekilmiÅŸ olduÄŸu pozlar oha dedirten cinstendi. Köşe yazarlığı erotizm ile birleÅŸmiÅŸ. Sizi de alkışlıyoruz… :=))

Diye devam ediyor iÅŸte vs vs vs’ler… ;)

2 Yorum Yapılmış (Bir Yorumda Sen Yaz)

  1. Bin MuhteÅŸem GüneÅŸ’i ÅŸu sıralar Ümran okuyor, bitirsin çekçem alcam elinden. Her iki kankam da okumuÅŸ, ben eksik kalırmıyım :)

    Öyle böyle 2 ay kaldı la düşünsene. Nakadan seviniyom :) )

    1. Nesli on Kasım 16th, 2009 at 23:27
  2. Filmini çekelim bu kitabın iyi gider :=))

    61 Ulan!! diyoruz, bitti be :=)))

    2. Doğan on Kasım 17th, 2009 at 13:25

Yorum Yapalım

Yorumunuz onaylanırsa, bu e-mail ile yapacağınız yorumlar her zaman onaylanacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir *

*
*