Her gün bir şeyler yazmak isterken aklıma bir şey gelmemeye başladı yazacağım konular hakkında. Bende dedim günlük gibi bir gün içinde neler yaşamışım onları sıralayayım en azından yazmış olayım ve rahatlayayım. Bir garibanın hikayeleri şeklinde sıralayayım bu yazılarıda biraz eğlenceli olsun.
Haydi başlayayım
Sabah 7.30 da kalktı gariban, çiÅŸi gelmiÅŸ hemen gitti rahatlattı bedenini. Sonra bir el yüz yıkadı ve kendine geldi. Sonra bitki çayı içmek üzere demliÄŸe suyu koydu, kaynattı suyu. Ev arkadaşının dün yapmış olduÄŸu milföy börekleri eÅŸliÄŸinde yudumladı çayını. Kaltı elini yüzünü tekrar yıkadı, diÅŸlerini fırçaladı, midesini rahatlattı, taktı takıştırdı sürdü sürüştürdü vurdu kendini okul yollarına…
Gitti okula ve bugün nöbetçi olduÄŸu geldi aklına, astı suratını. Öğretmenler odasına girdiÄŸinde Nizamettin Efendi (Okulumuz Hizmetlisi) sinsi sinsi baktı gariban öğretmene ve el altından elindeki plastik yılanı gösterdi. DoÄŸan’ın aklına hemen arkasında bulunan Kemal Hoca geldi ve Nizamettin’e “Aman ha sakla onu adam kalpten gider.” manasında iki kaÅŸ bir göz hareketi yaptı; çünkü Kemalcik çok panikatak, heyheylenebilecek hatta kalpten gidebilecek bir yapıya sahipti. Çıktı öğretmenler odasından 2. kata “Haydi gençler bahçeyeeee!!!” nidaları atarak bahçeye çıkarttı okuldakileri. Okul bahçesinde “Sessiz olun, sıraya geçin!” gibi tehtidvari bağırmalarla yola soktu öğrencileri. Andımız okunduktan sonra girdiler sevimli sınıflarına ve günün sürprizi; artık sınıfımızda yeni bir öğrencimiz vardı “Sebatulah”. Sınıfça tanışma faslı gerçekleÅŸtirildi, derse baÅŸlandı, Sebatulah’ı tanıma çalışmalarına girildi. Pek iç açıcı deÄŸil ne yazık ki
. Zaten bir tane de dört dörtlük öğrenci gelse sınıfa kafamı keserim…
Öğlene kadar dersler işlendi, nöbet tutuldu ve öğle yemeği yenilsin diye evlere gelindi. 1-2 bir şeyler atıştırdı gariban öğle arasında daha sonra girdi internete bakındı bir iki sonra yine düştü yollara, vardı okuluna.
“Tünaydın örtmenim, tünaydın örtmenim…” tezahüratları eÅŸliÄŸinde okul bahçesinde yumruk ÅŸov yaparken Diyar isimli öğrencisi geldi yanına ve “Örtmenem annem sizi okul çıkışında çaya çağırıyor…” deyince, o nerden çıktı ÅŸimdi dedi içinden; çünkü yorgundu bedeni. Okul çıkışı etüt yapıp evine gelecekti ve uzanıp dinlenecekti… GeçiÅŸtirmeye çalışırken Diyar’ın ablası Fidan geldi ve yine aynı cümle “Öğretmenim annem sizi, Fatma Hocayı ve Özlem Hocayı çaya bekliyor çıkışta.”
- Eee kızım neden sabahtan demediniz?
- Unuttum öğretmenim. ![]()
- Peki soralım Fatma’yla Özlem’e tamam derlerse geliriz.
- Tamam öğretmenim.
KonuÅŸmasından sonra soruyu Fatma’ya yönelttim ve dünden razı olduÄŸunun cevabını aldım, “Tamam gidelim o zaman.” dedim.
Okula girdim ve öğrencileri sınıflarına soktuktan sonra kapıda Tahir Hoca ve elindeki baklava göründü.
Bir gün önce Tahir Hocanın araba aldığını duymuÅŸtum ve öğretmenler odasında Tahir Hoca’ya baklava baskısı yapmaya baÅŸlamıştım. Herkes durumdan umutsuzdu; çünkü Tahir Hocanın asla ve katiyen baklava almayacağını söylüyorlardı bana; ancak her dakka, her sözden baklava muhabbeti açabilen biriyle daha önce karşılaÅŸmamıştı Tahir Hoca ve ertesi gün mutlu son… DoÄŸan’ın fendi Tahir’i yendi, baklava yenildi.
Girdik derse baÅŸladık “Çıkarma iÅŸleminde verilmeyeni bulma”ya. Bu arada Sebatulah’a bir kısaltma bulmanın zamanı gelmiÅŸti; çünkü ismi söylemek herkes için zordu ve artık o “Sabo” oldu. Bu arada isim kısaltma muhabbeti açılırken Nurdan’a “Dandan”, Ruhat’a “Hat”, Rozerin’e “Rozi ya da RoziÅŸ” dediÄŸim vurgulandı. Ardından neden bilmiyorum şöyle bir soru yönelttim çocuklara “Peki bana ne diyelim kısaca?” şöyle cevaplar geldi : “Do diyelim” , “İsminizi tersten söyleyelim” “DoÄŸan diyelim” gibi gibi… Bende bu sırada arkadaÅŸlarımın bana dediÄŸi kısaltmayı sundum “Dogi” diyelim dedim ve hemen dodi reklamının Dogi versiyonu baÅŸladı dogidogidogidogidogidogi…
Güldük eÄŸlendik ve eÄŸitim-öğretim gününü daha bitirdik. MisafirliÄŸe gideceÄŸimiz içinde ne yazık ki etütü iptal ettik…
Gittik “Baba mahallesi”ne girdik Diyarların evine. Kapıda babaanne güleryüzüyle karşıladı, sonra 1-2 akrabası buyur etti, annesi geldi tanışık ettik. Oturduk ve baÅŸladık kızkıza konuÅŸmaya.
Muhabbet devam ederken mercimek köftemiz, tatlılarımız, çayımız falan filan geldi ve götürmeye baÅŸladım… Fatma ve Özlem “Biz diyete baÅŸladık…” dedikleri an baÅŸladım laf sokuÅŸturmaya ve güzel mamaları yerken nispet yapmaya…
Muhabbet aldı başını gitti ve ben annemlerin gününde gibi hissettim kendimi.
Diyar’ın annesinden “DoÄŸan Hocem sende bizim günlere katıl.” sözünü aldıktan sonra ayrı bir sevindirik oldum
. 1-1.5 saat hoÅŸ sohbet ettikten sonra tuttuk evlerimizin yolunu.
Geldim evime, UÄŸur evdeydi. AkÅŸam Onur çaya çağırdı dedi, tamam gidelim dedim. Oturdum laptopun başına 1-2 bakındım sonra bir ÅŸeyler piÅŸirdim ve yedik. Bu sırada SavaÅŸ Abi (Buzlugöze’nin haÅŸin öğretmeni) aradı ve “Misafir olup geleyim sana börekler aç bana.” türküsünü söylemesede “Müsaitseniz geliyorum” dedi, buyur abicim gel dedik ve misafir bahanesi ile Onur’u ekmek zorunda kaldık. İşte o an dedim artık bloÄŸumda Günün Özeti yazayım ve baÅŸladım yazmaya…
19.00 gibi SavaÅŸ Abi geldik baÅŸladık muhabbette, televizyon izledik. Ben bir çimem diyerekten banyoya girdim ve aklandım paklandım. UÄŸur ve SavaÅŸ Abi baÅŸladı Pembe Vadi’yi* izlemeye, bende günlük internet iÅŸlerime bakmaya baÅŸladım çay eÅŸliÄŸinde…
Şu anda günün bitmesine 3 saat kadar var; ancak benim için bugün bitmişti, daha da olay yaşanırsa yazmam.
Bu arada artık böyle uzun uzun yazmayayım dedim, hem uzun olması insanın gözünü korkutuyor hem de sıkabilir. Ayrıca her gün giriş-gelişme-sonuç kısmının belli başlı yerleri aynı olacak, onun için sadece gün içerisinde garip bir olay yaşanırsa ya da enteresan sohbetler yaşanırsa onları vurgulayalım kafi.
* Pembe Vadi : Hiç izlemediÄŸim bir dizi olmasına raÄŸmen ev arkadaÅŸlarım izlerken gözümün iliÅŸtiÄŸi ve pembe dizi kıvamında sürdüğünü düşündüğüm Kurtlar Vadisi’ni vurgulamak için kullanılmıştır.












BlogoSquare
Bir Yorum